Saturday, 4 26th, 2008
Haydi kalk hazırlan..
hatta hazırlanma olduğun gibi, belki biraz uykulu, gözlerin şiş yorgun gel…
Uzun zor bir yolculuk olacak bu…
Dinlenmek için omzumu vereceğim sana sense kokunu bırakacaksın omzumda kendinden habersiz…
Omzum ve ben mutlu…
Mehmet Turgut, Suzan Ağatoğlu |
Friday, 3 21st, 2008
Kesicidir elindeki, birinin seni uyarmasına gerek yoktur.
Bilirsin. Bunca yılda tecrübe etmişsindir, olmadı dinlemişsindir yaşayıp tecrübe edenlerden…
Eğer dalgınsan, sakarsan biraz, keseceğinden teğet geçip sana gelirse bıçak, kanarsın.
Bakarsın sızan sıcacık kana, kızarsın kızdığın senden başkası değil oysa…
Bir yudum alırsın kanından, dindirir belki diye acını.
Sebebi sensin bu acının senden başkası değil.
Sen değil misin ki koca insan, yanacaksa canın, […]
Mehmet Turgut, Suzan Ağatoğlu |
Thursday, 2 14th, 2008
“Güzelsin Lucienne,” dedi.
“Daha ötesini de artık görmüyorum. Fazladan bir şey istemiyorum senden.
Bu ikimiz için de yeterli.”
“Biliyoum,” dedi Lucienne.
Patrice’e sırtını dönüyor ve bıçağının ucuyla sofra örtüsünü temizliyordu.
Patrice onun yanına geldi ve ensesinden tuttu.
“İnan bana, büyük acı yoktur, büyük pişmanlıklar, büyük anılar yoktur.
Her şey unutulur, büyük aşklar bile.
Yaşamda aynı anda hüznün ve coşkunluğun bulunuşu bundandır.
Olayları görmenin ancak […]
Mehmet Turgut |
Tuesday, 1 29th, 2008
Şarkı söylüyorum sana ; ama kalbim ,
Ağırlaşıyor giderek ,
Bu endişe yükü ile…
Bir yandan da dökmeliyim içimi ;
Ruhuma acı veren ,
Şu pek sık iç çekişleri….
Mehmet Turgut |
Wednesday, 1 16th, 2008
Yazı, yabanıl kılıyor insanı.
Yaşam öncesi bir yabanıllığa ulaşıyorsunuz.
Ve bu size her seferinde aşina geliyor; ormanların yabanıllığı bu, zaman kadar eski.
Her şeyden korkmanın yabanıllığı, farklı ve yaşamın özünden koparılamaz bir yabanıllık.
Mehmet Turgut |
Saturday, 12 15th, 2007
“Varoluş insanın sıyrılamadığı bir doluluktur…”
Varoluşmaktayım.
Tatlı; öyle tatlı, öyle ağır bir şey ki bu !
Hem de hafif, sanki kendi kendine havalarda uçup duruyor.
Kıpraşıyor.
Mehmet Turgut |