500 YILLIK HİKAYE

May 31st, 2008

untitled1.jpg

Mısır’ın büyülü şehri Kahire’nin en bilinen bölgesi şüphesiz Giza’da yer alan bilerce yıllık piramitler. Kim tarafından, ne zaman, ne için ve nasıl yapıldığı hala kesin olarak bilinemeyen piramitler, çözülmeyi bekleyen büyük bir sırrın gizemi ile bütün dünyanın ilgisini çekiyor. Ancak aynı şehrin yaşlı mahallelerini dolaşırken; tozlu ve dar sokaklarda kırık dökük evler ve dükkânlar arasında beliriveren muhteşem bir geçmiş zaman mirasına rast geliyor olmak, insanlık tarihinin seyri açısından belki o devasa yapıların gizeminden daha büyük bir sırra işaret ediyor. Ve bu sırrın çözülmesi, bu 5 asırlık yolculuğun toplumsal temellerinin açıklanabilmesi; günümüz uygarlığına tesirleri bakımından piramitler ve sfenks bilmecesinin çözülmesinden çok daha acil bir ihtiyaç gibi.

***

Okullarımızda okutulan tarih kitaplarında onların biraz masalsı, kimi zaman hüzünlü ve çoklukla destansı öykülerinden pek söz edilmez; Yavuz sultan tahtı devralana dek…
Bugüne kadar Ridaniye’de topraklarını ve halifelik nevinden unvanlarını aldığımız bir yaban ülkenin adı olarak anılmışsa da hem Türk’tür Memluk, ve hem müslümandır.

Abbasiler döneminde askeri kuvvet olarak görevlendirilen kölemenler, Eyyubi hanedanı tarafından bir tehdit unsuru olarak görülmeye başlandığında…
ve dahi Eyyubi sultanı, kölemenlerin varlığına artık bir set çekmek gerektiğini düşünmeye başladığında…artık Memluklerin tarih sahnesinde boy gösterme vakti gelmiştir. Şimdi, kölelerin saltanatı hüküm sürecektir.

Memluklerin Türk, İslam ve dünya tarihi açısından en önemli katkılarından biri şüphesiz Moğola’a karşı gösterdikleri direnç. Semerkand’da, Buhara’da, Merv’de Moğol yangını ile göğe ağan erenler bulutunun Anadolu’ya yeni yeni yağmaya, çiselemeye başladığı bir dönemde Moğol; Bağdat’ı yakmış, halifeyi katletmişken karşısında bu kez Kölemenleri bulur. Moğollar’ın ilerlemesini engelleyen Memlukler, Anadolu beyliklerine de yardım edip halifeliği himaye altına alırlar.

Asli vazifesi askerlik olan kölemenlerin, o dönemde dünyanın kültür ve sanat merkezlerinden biri olan Kahire’de kültürel hayata ciddi bir katkı yapmaması beklenirse de, hakikat böyle değil. Memluk döneminde idareyi devralan her bir sultan, kendi adına camiler, külliyeler, medreseler ve saraylar yaptırır. Mimari ve süsleme sanatlarının en incelikli eserleri arasında sayılabilecek çok sayıda abide ile bütün şehri donatır kölemenler, tıpkı kendilerinden önce gelen Tolunoğulları ve Fatımîler gibi… ve Kahire, pek çok farklı devlet ve uygarlığın ortak çabası, kendilerinden sonra gelecek olanlara daha güzel bir dünya bırakabilme sevdası ile inşa edilen başkentlerinden biri olur, eski dünyanın…

***

O parlak günlerin bitişi bütünüyle Memluk’un tarih sahnesinden çekilişine rastlamaz belki. Ama Osmanlı’nın ve Mehmet Ali Paşa’nın çabalarına rağmen bu güzel şehir,
eski atmosferini ve ruhunu bir türlü yakalayamaz. Aradan geçen yaklaşık 5 asırlık bir süre, mazinin artık unutulmakta olan bir döneminden geriye kalan muhteşem mihrap süslemelerine, yalancı bir maneviyat ve estetik unsuru olmak üzere iliştirilmiş yeşil flüoresanlar ekleyebilir ancak.

Bu şehrin geçmişle bağları koparılmış, yere batası bir geri kalmışlığın kucağına itilmiş yeni sakinleri, artık ayda 30 dolarlık işçi maaşıyla sağlamaya çalıştıkları geçimlerinin derdine düşmüştür. O abidevi yapıların, “yüzyıllar sonra dahi insanlar bizleri güzelliklerimizle yad etsinler” düşüncesi ile şehrin her bir yanına serpiştirilmiş bu kadim sanatın çevresi; tozdan gerçek rengi seçilemeyen derme çatma binalarla, sıvasız tuğladan gecekondularla; yan yana dört insanın güçlükle geçebileceği, kimi yerde kanalizasyonunun dahi üzeri kapatılmamış sokaklarla kuşatılmıştır. Artık girilen bir sokağın, insanı Sultan Kayıtbay türbesinin şahane taş işlemeleriyle süslü kubbesine götürebileceği tahmin bile edilemez.

Onca çabanın, arayışın neticesinde sanatı, felsefesi, bilimi ve toplum nizamı ile ikame edilmiş kamil bir uygarlık; son 5 asırda etrafında şekillenen yeni dünyanın kuytu köşelerinde hapsolmuş –en gerçek anlamıyla- tozlu bir hatıradır ancak…

Ara ara, birkaç asırlık kubbelerin seçilebildiği çok geniş bir düzlük; üzeri duvarlarla kapatılmış kadim mezarlıklardan başkası değildir. Ve “yoksulluk” tabirinin vücut bulmuş hali olan, sokakları ve odaları kabir dolu bu büyük semtin adı; biraz da oryantalist bir farklılık görebilmek telaşında olan turistlere esrarengiz gelmesi için seçilen bir isimle,
“Ölü Şehir” olarak bilinir. Meselenin pek fazla bilinmeyen tarafı ise, bu mezarlık evlerde tahminen birkaç milyon insanın yaşadığıdır. “Ölü şehir”, artık hatırlanması güç, çok eski zamanlarda kalan yüksek standartlı bir yaşam ile; bugüne ait bir gerçekliğin iç içe “hayat” bulduğu bir mekandır şimdi.

Ölüm ile yaşamın…

***

memluk24.jpg

.: Memlukler, şehrin eski merkezinin her bölgesine kendilerine has kubbelerini serpiştirmişler :.

memluk25.jpg

.: Baybars Camisi’nin bekçisi Mahmud :.

memluk26.jpg

.: Sultan İbn Berkuk’un türbesi yanında süregiden gündelik hayat :.

memluk27.jpg

.: Sultan Baybars’ın camisi ve kubbesi :.

memluk28.jpg

.: Baybars Camisi yanında metruk bir kubbe :.

memluk29.jpg

.: “Yeni dünyanın kuytu köşelerine hapsolmuş tozlu hatıralar” :.

memluk18.jpg

.: Tolunoğlu mirası İbn Tulun Camisi :.

memluk23.jpg

.: Mueyyed Camisi’nin muhteşem kapısı ve Kerim :.

memluk19.jpg

.: İbn tulun camisinde sayısız sütun arasında yer alan her bir kemerde farklı desenleri tasarlanmış bir taş işlemeciliği var :.

memluk20.jpg

.: Memluk dönemi camisi, iç mekan :.

memluk21.jpg

.: Kahire’de tarihi camilerde sıkça rastlanan bu manzara, 5 asırlık öykünün sırrına dair ipuçları veriyor :.

memluk22.jpg

.: Seyyide Zeynep Camisi’nde öğle uykusu :.

memluk13.jpg

.: Sultan Hassan Camisi :.

memluk14.jpg

.: Sultan Hassan Camisi’nin sadelik, zarafet ve görkemi birleştirebilen özgün bir mimarisi var :.

memluk15.jpg

.: Sultan Hasan ve Rıfai Camileri ile modern Kahire’nin görüntüsü :.

memluk16.jpg

.: dün ve bugün :.

memluk17.jpg

.: Tarihi mirasın varisi, cami bekçisi Ahmed :.

memluk11.jpg

.: modern kahire’nin en kalabalık bölgelerinden olan “han halil” çevresi :.

memluk07.jpg

.: “ölü şehir”de mezarlarla dolu bir sokak :.

memluk08.jpg

.: “ölü şehir” civarındaki bir cadde :.

memluk09.jpg

.: aşkın gözü kör …imam şafi camisi ve türbesinin hemen yanında kurulan pazaryeri :.
memluk10.jpg

.: İmam Şafi türbesinin yer aldığı ara sokak :.

memluk12.jpg

.: Memluk dönemi sivil mimarisinin karakteristik bir örneği :.

memluk01.jpg

.: Önde Kayıtbay camisinin kubbesi, en geride Selahaddin kalesinde Mehmet Ali Paşa’nın Osmanlı usulü camisi; ve aralarında şehrin bugünkü manzarası :.

memluk02.jpg

.: Kayıtbay Camisi , iç mekan :.

memluk03.jpg

.: Kayıtbay Camisi minaresinden türbe kubbesi :.

memluk04.jpg

.: Sultan Kayıtbay Camisi’nde ibadet asırlardır devam ediyor :.

memluk05.jpg

.: kayıtbay minaresinin gölgesi, bugünkü Kahire’nin üzerine düşüyor :.

memluk06.jpg

.: bu dar sokağın muhteşem bir külliyeye çıktığını tahmin etmek kolay değil :.

son söz
Bu serideki fotoğraflar, aynı sokakta yan yana duran iki görüntü arasındaki çelişkiye işaret etmeyi amaçlıyor: 500 yıl öncesinin masalsı sanat, estetik arayışı ve güzel olan bir eser bırakma yönünde sarf edilen özen ile; yüzyılımızın artık alışmaya başladığımız Afrikaî geri kalmışlığının sergilediği tezada…

Toplum içi ayrılıkların tetiklenmesi, Avrupalıların yerleştirdiği eğitim sistemiyle kültürel ve tarihi köklerin ortadan kaldırılması, Osmanlı döneminin tamamıyla silindiği müzelerle toplumun geçmişinden koparılması; henüz kendi dininin temel dinamiklerine aşina olmayan ve “iyi insan” olmayı alnında secde izi bulunmasından ibaret sayan bir yüzeysellik içinde dinini yaşayan cemaatlere, Cuma hutbelerinde “şia’nın neden batıl bir inanış olduğu”nun anlatılması; üniversite çağındaki gençlerin bile çoğu kez “Sudan ile ramızda bir sorun olduğunu biliyorum, ama ne olduğundan emin değilim” türünden bir bilinçsizliğe sürüklenmesi; Müslüman nüfusun kendisini, dinin sorumlulukları ihmal etmeden teskin edebilen yönüne fazlaca kaptırıp tevekkül ile atalet arasındaki çizgiyi ayırt edememesi gibi kimi tespitler yapılabilir belki.

Ama bu serinin asıl gayesi, bir toplumsal etüt yapmak değil, 5 asırlık manzaranın “fotoğrafını çekebilmek”tir.

***

Fotoğraflar ve Yazı : Fatih ÇAM

Fatih ÇAM hakkında;

84 Adana doğumlu belgesel fotoğrafçı adayı…

ODTÜ’de işletme öğrenimi gördüğü sırada arkadaşından ödünç aldığı fotoğraf makinesi ile, görsel lezzeti yüksek nesneleri fotoğraflayarak ilk adımını attığı fotoğraf alanında, zamanla pek çok usta fotoğrafçının çalışmalarını incelemesi ile daha bilinçli biçimde fotoğraf üretir hale geldi.

Phil Borges fotoğrafını keşfedişi ile, kendi fotoğrafına “güzel olanın saklanması” dışında bir anlam ve amaç yüklemek; fotoğrafı ile anlamak/anlatmak/değiştirmek istemeye başladı. Bu arzu ile belgesel fotoğraf ve fotoröportaj alanlarına yakın ilgi duyuyor.

Hazırladığı ilk fotoröportaj serisi olan “Memluk’ten Bugüne 500 Yılın Hikayesi” adlı çalışmasını takiben ilerleyen dönemlerde gerçekleştirmek üzere yeni belgesel fotoğraf çalışmaları için ön hazırlıklarına devam ediyor.

Fotoğraf adına amacını; “kendi fotoğrafını inşa etmek, bu “fotoğraf” ile dünyayı daha iyi anlamak, nitelikli fotoğraflar üreterek bu kavrayışı insanlarla paylaşmak ve yaşadığı dünyaya değer katabilmek.” olarak tanımlıyor.

.: www.fatih-cam.com :.

ve Sizden Gelenler | Yorumlar | Trackback Sayfa başı

1 Yorum “500 YILLIK HİKAYE”

  1. 01

    Kafkasyadan köle olarak yola çıkarılan, binbir eziyetle yarısı telef olarak satıldıkları Arap ülkelerine giden, ama asil genleri nedeni ile gittkleri bölgelerin hakimi olan OGUZ BOYU, Kıpçak
    Türkmenlerinin, muhteşem serüvenini dile getirmeye çalıştınız.
    Keşke sizin gibi pek çok kişi olaraya yol alıp, Memluk’luları (Kölemenoğullarını) bu günkü gençliğe tanıtabilsek. Oysa, sırt çantalılar (backpacker) için Mısır o kadar ucuz ki. Fatih Çam’la iftihar edip, onu kutluyorum.

    Prof.Dr.Dr.Aykut Mısırlıgil at June 1st, 2008 around 08:25
    Jump to the top of this page

Yorum yazmak isterseniz

  •  
  •  
  •  

bu yorumları takip etmek istiyorsanız Besleme.


Yönetici/Üye