Denizin Estiği Nehir

March 14th, 2008

202dad07a4b2e0a9a51cfb6dc22c2b01.jpg

Tarasan saçlarını denizin estiği yere
siyah gözlerinle çevrelenmiş bakışların
kardan yapılmış demli çay gibi kirpiklerin
esareti çeken
özgürlüğü hayal bilen
düşlerin gölgesinde yaşayan

Hayatıda yıllarıda demli bir çay gibi içtik,
tükettik farkında olmadan güzelliklerin ve dostlukların
geç değerini anladık ne de çabuk geçti her şey yılların morfinleşmiş
hatıralarıyla kaldık. Bir tütün gibi sargıladık yıllar boyu bitmeyen özlemlerimizi…
Fakat derin yaralar ilaç tutmuyor üzerini sarmıyor.
Geçsede izi kalıyor çehrede fırtınaları bile değdiği yerde bir afet yaratır.
Yaraları sarılsada yankısı kalır ve özgürlüğe sevdalı olup tıpkı nehirler gibi sevdalı akıp fırat’tan dicleye…
Ve onların sürgün gidişi gibi asırlardır…
Dalgalanan şafağın esintisine kapılıp onunla bütünleşmek.
Kara toprağa can veren, sevda veren nehirler bir sürgün gibi aktı.
Bir şehire bir topluma hayat veren nehirlerin görkemiyle kuruldu yıkıldı
medeniyetler savaşların ve barışların kucağı
Gökyüzü atlasında yıldızlar kandiller gibi yanıyor,
Cudinin eteğinde baharda gülşenler açar.
Belki feryatlara gebe yanıp yakılmış bir tarihle sırla gizlenmiş üzerinde ovalar vadiler…
ve zaman geçtikçe sıra sıra yayılan yakamozlar kuşatıyor mezopotamyayı
Yeşil çimenlerin oluğunda nehirler çağlıyor yokluğa mı? zenginliğe mi ?
kan dökülmüş, hem sevdalar, aşklar yaşanmış bu topraklar.
Toplumu toplum eden insanlık ateşini estiriyor içinde renk değiştiren baharın yüzü nehirler
çavladıkça taşların kumullara sazlıklara bataklıklara doğru götürdü.İçinde ki kinini, afetini, gurbetini, aşkını…
Dicle kıyısında oynayan çocuklar doludizgin kısraklar bir uçtan bir uca dağın tepesine
doğru engin kayalıklardan sıçrar yol vermez kayalar burçları geçer.
İnsanın soyağacında ki aşılmamış kaderler, düşünceler çığ gibidir aslında düşünce çığdan daha büyük etki yaratır.
Belki yaraları derinleştirir. Belki sarar.
İnsanlık izini kaybettiği yerde yol verecek düşünceyi arar. Bulsada belki anlayamaz ufku,
basireti, anlayışı kavrayamaz, gerçeği görmeyebilir.Görmek için aşmak gerekir.
Himalaya’nın karlı soğuk dağlarını kuş uçmaz kervan geçmez yollarını aşabilir mücadele edebilir.
Aşılamamış kaderler, takılıp kalmış düşünceler sonsuzluğun bir parçası olabilir mi ?
Kendi içinde ki sırrı gün ışığına çıkarabilir mi? Aşılamamış kaderler, yaşantılar yenilmiştir.
Geçmişi kana bulayan,insanı insan yapan değerlerini unutan yenilmiştir.
Nükleer silahlar icat edip dünyayı elektron yığını haline getirip kendi kendini
zehirlemek sahtelikler ve metaryellerle sınırlanmış hayatın kalıplarından çıkamamak işte yaşadıklarımız.
Kendi sığ sularımızda boğulduğumuz derin sanıp yanıldığımız
Her insan bir dünyadır ve kendi penceresinden kendini görür ve onu arar.
Acılarla dolu hayatında içinde olanı bulur. Ona aşıktır
Yaşam, ölüm, kader yaşadığımız klişeleşmiş hayatın sarıp sarmaladığı gelecekle bütünleşmiş
içine düştüğümüz bilmediğimiz hayatımız yanıp yakıla ulaşacağımız nokta yine kendimiz miydi  yüzleşeceğimiz ?.

Yazı - Güzin BALPETEK

Fotoğraf - Osman Fırat TURAN 

ve Sizden Gelenler | Yorumlar | Trackback Sayfa başı

1 Yorum “Denizin Estiği Nehir”

  1. 01

    ‘Tarasan saçlarını denizin estiği yere
    siyah gözlerinle çevrelenmiş bakışların
    kardan yapılmış demli çay gibi kirpiklerin
    esareti çeken
    özgürlüğü hayal bilen
    düşlerin gölgesinde yaşayan’

    fotoğraf ve hikaye çok etkileyici olmuş özellikle giriş bölümünde ki bu sözleri defalarca okudum bu denli etki yaptı bende tebrikler.

    sevda at April 30th, 2008 around 11:06
    Jump to the top of this page

Yorum yazmak isterseniz

  •  
  •  
  •  

bu yorumları takip etmek istiyorsanız Besleme.


Yönetici/Üye