Kayalık Bir Toprak
January 6th, 2008
Zaman dolduruyorum
hayat,
bir talihsiz gece sadece.
Yokluğun çemberi daraldıkça,
varoluşun sesi bir dağdan,
diğerine yankılanıyor…
Yıldızlı gecelere özlem duyuyor dargınlık, ayaklarımın altında aradığım ıslak toprak ve zifiri karanlık bir gökyüzü tutsaklığı…
Zamanı yitiriyorum
unutuyorum çoğu kez de.
İki keskin, birbirini anlamaz iki çizgi arasındayım…
Neye karar versem ve neye elimi uzatsam ıslak bir ay ışığı geliyor gözlerimin önüne.
Asi bir nehir ve taşların sesi,
kımıldatmadan geriye götürüyorum zamanı…
Senin sessizliğini, senin gözlerini, senin özlemini, o sessizlik, o içli bakışlar, o nemli gözler ve telefonda ağlayan bir kadın…
Zamanın içinde varoluyorum
kızgınlığım gökyüzüne, ay yıldızlara küs bukez ve su nehre dargın, bir yansıma düşüveriyor geçmiş zaman sularına…
Zamanı istemiyorum
Bilinçsiz bir derinlik; saldırgan, acımasız, tutkusuz, korkak, bir vurguncu pişkinliği var sanki yüzlerde. Gece şarap rengine dönüşseydi keşke ve yıldızlara dokunsam ağlayacak herbiri. İki umarsız aşık güneşe doğru yol almakta…şimdi gece…şimdi zaman…
Zamanı önemsemiyorum
Yeryüzünü önemsemiyorum, yıldızların göksel gülümsemesine hasret yaprak.
Yıllar, yıldızlar, ay kaçmış geceden…zamanı yitiriyorum…cesaretin iç dünyası…güneş zamanları…
Öfke dolu bir düzlem bıraktı yeryüzü sadece ve ufuk çizgisi yok olmakta…
Bir koku,
bir avcı,
bir tutsak…
Özgürlüğünü kazanamayacak her ruh gibi bende tutsağım zamana…
Oysa, zamanı terk ediyordum…
Kendi zamanımı senin gözlerinde yarattım,
tüm geçmişimi,
tüm korkak arzularımı…
Yılgın bir kış dönümü, geceler kısalmaya görsün, şimdi küs kısa uzuna, bıkılmış, bırakılmış, bitkin.
Yıldızlar canlılığı arar oldu gecenin şarap rengi tutkusunda, içime bir huzur düşürdü gözlerin şimdi…
Bir bilinmezlik, bir korkusuzluk…ve içime bir hüzün düşürdü gözlerin…
Geceden gel, geceni bırak gel, sönmeyecek bir gece…ışıklı bir gün…gecenin tüm detayları alaşağı olmadan gel…


Yorum yazmak isterseniz