Tezgah
January 3rd, 2008
Bir istasyon bulmuştu kendine, gidip oyalanabileceği bir iş. Küçük bir sandalye bir de simit büfesi. İstasyonun orta yerine kurulmuştu. Ne kimseye karışıyor, nede kimse ona karışıyor.
Sabahın erken saatlerinde kalkar, önce arabasını hazırlar yola koyulurdu. Önce simit fırınına gider. Satabileceği kadar simit alır oradan da fırının karşısındaki küçük çay o cağına geçer biraz oyalanırdı. Saat dokuz oluncaya kadar çayını içip poğaçasını yerdi. Saat tam dokuz olunca çay ocağından çıkar yavaş yavaş İstasyon caddesinde geçerdi. Geçerken de gördüğü herkese selam verirdi.
Güler yüzlü bir adamdı aslında, özlüyorum şimdilerde onu. Saat on trenine yetişir istasyondaki yerini alır ve uzun bir beklemeye koyulurdu. Can sıkıntısı ya ufaktan ufaktan sigarasını içeri, bir de çay söyler akşama kadar bekler, bekler, bekler…
Hatırladığım kadarıyla Perşembe günüydü. Sabah yine çalıştığım yerin önüne çıktım, biraz bekledim geçer mi diye ama gelen giden olmadı saat on olmuştu. Meraklandım tren geldi, yolcular indi, tren tekrar yola koyuldu ama hala yoktu ortalarda. Acaba başına bir şey mi gelmişti.
Kimseye zararı yoktu sanıyordum, ama varmış işte. İnsan bu ıslaktan nem kapar. Sabah evden çıkarken karşı komşusuyla bir tartışma olmuş. Sadece bir yer tartışması, Bizimki başını öne eğmiş sen haklısın demiş. Adam bu lafı duyunca cesaretlenmiş, hiddetlenmiş ve saldırmış. Çelimsizdi, karşı koymuş fakat hastaneye kadar ömrü vefa etmemiş…


1 Yorum “Tezgah”
01
Ibrahim bey, elinize saglik.Cok hos ama bi o kadar da huzunlu bir hikaye olmus.Eline,gonlune,makinene saglik…
Yorum yazmak isterseniz