Ağlamaktır Çocukluk…
Wednesday, 1 30th, 2008
Ağlamaktır Çocukluk…
Ağlaya bilmektir çocukluk.
Farketmez ağlamaktır, her şey için olabilir, oyuncak araba için, kavunlu sakız için, babanızın sizi kucağına alması için.
Ağlamaktır Çocukluk…
Ağlaya bilmektir çocukluk.
Farketmez ağlamaktır, her şey için olabilir, oyuncak araba için, kavunlu sakız için, babanızın sizi kucağına alması için.
Şarkı söylüyorum sana ; ama kalbim ,
Ağırlaşıyor giderek ,
Bu endişe yükü ile…
Bir yandan da dökmeliyim içimi ;
Ruhuma acı veren ,
Şu pek sık iç çekişleri….
“ve Fırat küskün çocukların yüzünde akar…” Aydın Şimşek
Yol bu akşam bir başka güzel, tuhaf bir sis var gökyüzünde.Sanki her akşam geçtiğim yolda değilim.
İçimde bir huzur var, ama radyoda çalan bu konçerto bana Yahudi katliamını hatırlatıyor,
yada Arap kıyımını.
Duvarları sisten bir tüneldeyim sanki.Sis hava da asılı !
Ve böylece bırakırsın dünyayı dışarıda!
Tüm kırılıp dökülmeler, kavuşmalar ve ayrılmalar…
Giderek incelen yol çizgileri,
Ve seni ayrılıkla tehdit eden buluşmalar,
Ebediyete sahtekârlıkla göz kırpan
Ve elbet kendi bildiğini okuyarak;
Yarı yolda alıp başını giden kırıcı güçler…
Trenin sesi eski bir çarşaf gibi yırttı geceyi
Belli ki kalmak istiyordu şehirde
Şehir çaresiz sessiz
Şehir kimsesiz baktı ardından
Kan damladı göğsünden usul usul
Sokul şimdi
Boşluğunda geceye
Hazır şimdi o
En naif gizlerini vermeye
Sokul
……………..usul
…………………………..usul
Yasla başını kan damlayan göğsüne
Bu göğüs kimleri kimleri almadı ki içine
Yıllanıp uyku sarhoşluğunda kalanları uyandır
Yer aç kendine
Bir tren bir sen bir gece uyanık şimdi
Tanrı bile uykusunda
Uyumak daha kolay […]
Yoktu farkı Şubatın 14′ünün 15′inden… Şubatlı günlerim bunca yıldır olmadı benim hiç.
Mayıs’tı mesela 1′i, 5′i…
Haziran’dı sonra en kırmızısından…
En hazanından Eylül sonra..
Yoktu farkı Şubat’ın 14′ünün 15′inden..
Yoktu işte…