Fotoğrafın ömrü
December 29th, 2007
Basamaklardan son kez çıkıyordum. Eprimiş duvarlarına dokundum.
Üst kata çıkmadan çocukluğumun yatak odasına uğradım. Rahmetli annemin beni salladığı beşik hala duruyordu. Artık bir süstü o. Birkaç kuşak çeyizin saklandığı sandık odanın girişindeydi. İşlemesini kaldırıp açtım. Masa örtüleri, başörtüleri, örtüler…
Birkaç eski siyah beyaz fotoğraf… Sandığı kapattım. Duvarda asılı fotoğraflara baktım. Geçmişten bugüne kalan samimi tebessümler… Sonsuza uzanmış bakışlar… Ne garip, fotoğraflar insanlardan daha uzun yaşıyor!
Bir süre şark köşesinde oturdum. Çocukluğumun koştuğunu gördüm merdivenlerde. Gacur gucur sesler çıkıyordu. Pencereden dışarı Mustafa’ya bağırıyordum. Çocukluğumun şadihi… Gürültü en sevdiğim arkadaşım oluyordu, ben farkında olmadan.
Basamaklardan son kez iniyordum. Eprimiş duvarlarına dokundum.
Uzunca evime baktım. Zamanın bana kendisini gerçekten hissettirdiği dönemlerin hüzünlü anlarını yaşıyordum. Zaman daha dokunaklı oluyor insanın küçüklüğünde. Ayrıntılar daha da bir gösteriyor kendini. Dört duvar arasında yaşanmış gibi duran küçük hatıralar hayatın en temiz anları olabiliyor. İşte karşımda duran, çocukluğum gibi saf olan şu eve bakarken bunları düşünüyordum.
Çocukluğumla hiçte alakalı olmayan bir gürültüyle geliyordu dozer.
Bu yoldan son kez gidiyordum. Eprimiş havasını soludum.
Fotoğraf: Dursun Palut
Hikaye: Sedat Palut


3 yorum yapılmış “Fotoğrafın ömrü”
01
Okurken ve bakarken ne çok ortak şey hissettik sizinle. Hüzünlendirdiniz efendim, ama ne iyi ettiniz (:
Sağ olun…
02
hayatın sürgitlerinde belki de yok olmaya yüz tutan anılara yeniden anlam katması ne güzeldir,fotoğrafın.
bu güzel hikayen için teşekkür ederim.
03
berna eren, hüznün güzel yanıyla yeniden buluşmanıza sevindim.
Yorum yazmak isterseniz