Dilsiz

December 15th, 2007

“ Bir uçurum dibine uzun uzun ve dikkatlice bakarsan uçurum da senin içini merak eder,
senin gözlerinin arkasında neler olduğunu görmek ister.
Bazı uçurumlar cesurdur.
İlk hamleyi o yapar ve seni yanına davet eder.”
Nietzsche

cuma.jpg

Soru sorar gibi bakıyordu çocuk:
“Ne istiyorsun?” der gibi, dimdik.
Uzun süredir kimselerde görülmemiş bir bakıştı bu, kimselerde görülmeyecek kadar cesur, benzersiz. Öyle avaz avaz bakarken elini ağzına götürüyordu.
Düşünmek için elini çenene götürmek gibi değil; bir sırrı saklar gibi.
Öç alır gibi bakıyordu. Öç alır gibi susturacaktı dilini bundan böyle.

Erken büyümüş çocuklardan, sırrını kimseye vermemesi gerektiğini erken öğrenmiş bu çocuk. Eğer sırrını verirse yenilir. Kimselere dökmez içini: kapalı kutu bu çocuk.
Eğer bir gün sırrını verirse bakışları değişir, elini ağzından indirip yüzüne kapatır.
Eğer sırrını verirse bilin ki korkmaktadır.
Şimdiyse ölesiye cesur, cesaretinin sebebi cehalet değil. Çocuk cahil değil. Bir sırra ermiş…

Bir ismi var, herkesin bildiği bir kimliği var.
Kimliği sırrıdır çocuğun.
Söylese inanmazlar. Ya gülerler ya kovarlar; zaten ikisi aynı şey.
Gidecek yeri yok, onun için susuyor. Hiçbir yerde barınamayacağını biliyor, onun için öfkeli.

Meydan okuyor isimsiz çocuğun gözleri. Eliyle ağzını kapatıyor. Ağzını açarsa okkalı bir küfür savuracak. O küfür edince öğretmen kızıyor “çok ayıp” diyor, ağzına biber sürüyor. Çocuk artık küfretmiyor, elini ağzına götürüyor. Öğretmen “Aferin” diyor. Çocuğun kimliği siliniyor, değişiyor.

O da artık sadece gözleriyle konuşuyor.
Gözleri sürekli açık, izliyor. Etrafında gördüğü her şey, herkes zamanla öğretmene benziyor. Oysa gördüğü şeylerden bahsetmiyor artık.
Herkesin bildiği bir ismi var ama kimse gerçeği bilmiyor.
Dilsiz diyorlar ona dilini bilmeyenler.
Susuyor “Aferin” diyorlar, “Dilsiz çok uslu.”

Dipsiz bir kuyu gibi derin bakıyor. Hiç konuşmadığı için iyi sır tutuyor. Herkes onu seviyor. Kimin bir sırrı olsa artık ona koşuyor. Dipsiz bir kuyu gibi Dilsiz, kimin bir sakladığı varsa koşup onun içine haykırıyor. O her şeyi biliyor. İçindeki labirentte birbirine çarpıp duran karanlık sırlar koşuşuyor. Kafasında biri oturuyor, hiç susmadan fısıltıyla bu sırları tekrarlıyor. Fısıltı hiç dinmiyor, çok günahkâr var. Dilsiz çok şey biliyor, konuşması tehlikeli. Neyse ki hep susuyor.

Dilsizi öldürürler dilsiz olmadığını bilseler. Dilsizin bir sırrı var kimse bilmiyor. On yıldır kimse ona “Cuma” demiyor.

Dilsizin sırrını gözlerine bakan bilir.
Dilsiz: bir dipsiz kuyu, bir sonsuz uçurum.
“Uçurumun içine bakarsan uçurum da senin içine bakar”
Cuma: Her şeyi bilip susan bir uçurum.

Hikaye : Berna EREN

Fotoğraf : Osman Fırat TURAN

Berna Eren | Yorumlar | Trackback Sayfa başı

3 yorum yapılmış “Dilsiz”

  1. 01

    fotohikaye.com a hoşgeldin…

    Bülent Dedeoğlu

    Bülent Dedeoğlu at December 15th, 2007 around 12:57
    Jump to the top of this page
  2. 02

    Teşekkür ederim Bülent(:
    Kusura bakma siteye giremememden kaynaklı oldu bu -çok- gecikme. Fırat’la çözeceğiz diye umuyorum -pek yakında -

    Yeniden çok teşekkür ederim inceliğin için (:

    Berna EREN at January 3rd, 2008 around 17:08
    Jump to the top of this page
  3. 03

    O uçurum, ters yüz edilmiş bir “ben” dir aslında..
    Bu yüzdendir, bakan görür kendini..

    Yavuz at April 1st, 2008 around 22:28
    Jump to the top of this page

Yorum yazmak isterseniz

  •  
  •  
  •  

bu yorumları takip etmek istiyorsanız Besleme.


Yönetici/Üye