Promete’ye selam

November 21st, 2007

(Köy Öğretmeni dilinden Tanrıdan ateş çalan Promethus’un hikayesi)”…

Tanrılar, Olimpos’un tepesinde oturuyor, yarı-tarılar eteklerinde… İnsanlar ovalarda, derelerde… Akşam olunca, yarı tanrılar da insanlar gibi karanlığa kalıyor. Tanrılara ışık var bunlara yok!…

Uzaklardaki ovalardan baktığın zaman, her yer karanlık. Sadece Olimpos’un başı, kırmızı bir çiçek demeti gibi ışık!

Olimpos’un bayırında, Promete diye bir tanrıoğlu var. Köylü anacığını, vaktiyle Zeus gebelemiş! Evi bayırda. Akşamları karanlıkta oturmak gücüne gidiyor. Geceleri karanlığa göz işlemiyor! Zeus’un sarayı bin yıldızlı bir dünya gibi!…

promete kafaına koydu, ışığı çalacak! Gözlemeye başlıyor. Tanrıların, insanları savaşa sürdüklediği bir gün, bekçiyi aldatıp tabak gibi bir meyve yaprağına koyarak, ışıktan bir parça aşırıp evine geliyor. ‘Çırpı bul!’ diyor karısına. Karısı insandır. Bu gösterdiğinin ne olduğunu bilmiyor. ‘Buna ışık derler!’ diyor Promete. ‘Işık, yani yakılır, geceyi gündüz yapar; parlatalım çabuk!…’ diyor. Akşam da olmuş zaten. Işıktan birazını bir tasa koyup fırlıyor dışarı! Bu eve, o eve! Ötekine! Daha ötekine! ‘Parlatın, bu ışıktır!’ diyor. Köylere koşuyor. Ovalara, derelere: ‘Alın parlatın, ışıktır!’

Ovada nokta nokta ışıklar beliriyor. Noktalar çoğalıyor.

Olimpos’ta Zeus, o koca Zeus, ayakyoluna çıkıyor. Bir bakıyor, ovada ışıklar! Komşu evlerde, uzak köylerde! Habire de çoğalıyor! Aklı başından gidiyor! Donunu toplayıp koşuyor. Bekçilerin yakasından tutuyor; ‘Bunu kim yaptı, kim, kim, kim?… Çabuk bulup getirin haini!…’ diyor

Tepiniyor, yerleri gökleri yıkıyor! Öfkesi korkunç zaten. Yıldırımlar, şimşekler, yüreklere korku veren gök gürültüleri hep elinde. Esiyor, gürlüyor. ‘Bulun onu’ diyor. Hiç kimsede çıt yok. Ahmet’i sıkıştırıyor, Ahmet’te… Mehmet’i sıkıştırıyor, Mehmet’te çıt yok! Deli oluyor! Falcıları topluyor; ‘Tez bu itoğlu iti bulun, yoksa hepinizi gebertirim!…’ diyor.

Falcılar buluyorlar Promete’yi

Cezalandırılacak! Ama ışık yayıldı bir kez; geri alınır mı? Süt döküldü; toplanır mı? Zeus düşünüyor; ‘Bunu idam etsem, ölüp kurtulacak!  Öyle bir ceza vereyim, dillere destan olsun!  Bir işkence olsun! Bir daha kimse böyle bir işe cesaret edemesin!
Işık elden gitti, başka şeyler gitmesin!…’

  

Akıllı adammış ne de olsa.


‘Bunu Kafkaslar’daki kayanın başına çivileyin!’ diyor. ‘Zincirle de bağlayın! Bir kartal gelip ciğerini gagalasın! Yaraları hiç kapanmasın!…’

Yıllarca sürüyor bu işkence! Ara sıra Zeus, haber gönderiyor; ‘Yaptığına pişman olduysa özür dilesin, bırakayım!…’ diyor. Pişman olmuyor bizimki! ‘Ne pişman olacağım? Ben doğru işi yaptım! Asıl o pişman olsun, benden özür dilesin’ diyor.

Fakir Baykurt
Onuncu Köy
Bir eski serencam

Bülent Dedeoğlu | Yorumlar | Trackback Sayfa başı

Yorum yazmak isterseniz

  •  
  •  
  •  

bu yorumları takip etmek istiyorsanız Besleme.


Yönetici/Üye